NE KADAR SAMİMİYET
Şikâyetçi olduğumuz sorunların neden kaynaklandığını hiç düşünüyor muyuz acaba?
Yoksa sadece şikâyetçi olmakla mı yetiniyoruz? Evde, iş yerinde, toplulukta, bir toplantı esnasında…
Şikâyetçi olmak ve sadece şikâyetini dil ile ikrar etmek, harekete geçme noktasında çekinceme de bulunmak, kaygıların sadece bencil isteklerden kaynaklandığını göstermez mi?
Bu durumda da amaç farklı bir şekilde gün yüzüne çıkmaktadır. Sıkıntıların kendine dokunmadan devreden çıkmasını beklemek, şahsi menfaatlerini ön plana getirmekten öteye gitmez sanırım.
Önemli olan, şikâyetçi olduğumuz konularda bizlerin de aynı hataya düşmememiz değil midir?
İşte o zaman gerçek samimi duygular devreye girer.
Bu sorunları dile getirirken ne kadar samimiyiz!
Yoksa sadece sorun üretmek, eleştirisel olmak adına mı hareket ediyoruz.
Çevremize baktığınız zaman şikâyetçi olan insanların çoğunun sorun çözme ve insanlığa yararlı olma gibi bir dertleri yoktur aslında.
Sorun kendiliğinden çözülsün ama bana dokunmasın eğilimi kendini gösterir.
O zaman bu insanların samimi olduğuna nasıl inanabiliriz ki!
“Sana yapılmasını istemediğini sende başkasına yapma” düsturunu hayatımıza yansıtırsak işte o zaman samimiyetin altın kuralını da devreye sokmuş oluruz.
Bencilliğin hâkim olduğu bedenlerin bulunduğu yerde insanlık namına pek bir şey kalmaz.
İnsanlık sadece görünürde olur ki bu da ikiyüzlülüğün göstergesidir aslında.
Günümüzde samimiyetsizlik kokan ortamlarda; hak ve insanlık namına anlayış beklemek, büyük bir sorun ve böyle düşünenler de maalesef ki büyük düşman durumuna geldi.
Farklı düşünmek, işini ehline vermek, bugüne kadar yapılan yanlışlıkları, doğrularla düzeltmek gerekmez mi? Şikâyetçi olunan durumdayken aynı koşullar ele geçtiğinde nasıl davranılıyor acaba! Şimdiye kadar başkalarının elindeydi şimdide bu koşullara biz sahibiz ve sonuna kadar avantajlarını kullanmamız gerekir diye mi düşünülür?
Peki, bu düşünceler ne kadar samimiyetlik örneği olarak görülebilinir ki!...
Farklılık varsa, o düşman sayılarak yok edilmelidir düşüncesi ne kadar doğrudur?
Her kafadan ses çıkarsa ortalık karışır söylemiyle hareket edilirse, önceki yapılan yanlışlar aynen devam etmez mi? Bu durumda aynı hataların başka versiyonları yaşanmış olunmaz mı?
O zaman samimiyet kenara atılmış ve ortaya konan hal ve hareketlerin hırs, kıskançlık, heva ve hevesten başka bir anlamı olmaz ki benim gözümde.
Böyle düşünüldüğünde demek ki, insanlık tarih boyunca bu nedenlerle acı çekiyor.
Günümüz yaşanmışlıklarında yapılan hatalar, insanlığın yitirilmiş olmasından, yüreklerde samimiyetin eksikliğinden kaynaklanıyor.
Birçok insan samimi olduğunu düşünüp iddia ettiği halde; hareketleriyle, yaptıkları kendi kendini yalanlar. Bunun en büyük sebebi, gerçek samimiyetin ne olduğunu bilmemektir. Öyleyse, samimiyet nedir?
Hadisi şerifte belirtildiği gibi “Din samimiyettir.”
Öyleyse burada asıl sorun karşımıza çıkmaktadır. Dinden uzaklaşmak… Dinimizin gerektirdiği gibi yaşamamak… O zaman bu sorunu aşmak için çözüm kaynağı ortadadır.
Samimiyet, her derde deva, her hastalığa şifadır aslında. Varlığa karşı beslenen yüreklerdeki sevgidir…
Kalplerinde sevgi taşımayanların samimiyetlerine ne kadar inanılabilinir.
Kin-nefret yerine, sevmek-sevilmenin üstün gelmesi ve her ortamda huzurun yerleşmesi için her yönden samimiyetin ehemmiyeti bilinmek zorundadır.
Selam ve dua ile…
|