Şehrimizi bu hale kimler getirdi?
Şehrimizin bugünkü konumundan ve işlevinden, ne kenti yönetenler memnun, ne de yönetilenler olarak bizler memnunuz. Yıllarca kenti yönetenlerle, yönetilenler, bir türlü beraberlik sağlayamamış. Hemşerilerimiz kentin ‘sahibi’ olacaklarına ‘sakini’ olmaya çalışarak, hep sahip aramaya koyulmuşlardır. Yöneticiler de kendilerine uygun gelen sahipliği bir türlü bırakmak zahmetine katlanmayarak, şehrin sakinleri olan hemşerileri ile birlikte kenti yönetmeye kalkmamışlar, alışmamışlardır. Hemşerilerinin söz ve düşüncelerine önem vermemişlerdir. Her ağızlarını açtıklarında katılımdan demokrasiden söz etmişler, ama hak getire. Bu nedenle de yanlış üzerine yanlış yapmışlardır. Gelin öz eleştiriyi, yani çuvaldızı kendimize birlikte batıralım. Şehrimizdeki olumsuzlukları birlikte yaşıyorsak, acıyı da birlikte hissedelim. Önce şu uyarıyı kendimize yapalım. Bu güne kadar şehrimizin gelişimini doğru okuyamayan yöneticilerimizi neden zamanında birlikte sorgulayarak, önerilerimizi yüksek sesle dile getirmedik. Yoksa her birimizin kişisel ve örgütsel çıkarımız daha mı ağır bastı!
Şehir rantları her geçen gün katlanarak artmaktadır. Kentin bir bölgesinde metre karesi bir lira olan bir arazi parçası, şuulandırmaya açılınca, binlerle ifade edilecek artışı beraberinde getirmektedir. Kentin arazi sahipleri, yapsatçıları, mühendisleri, hukukçuları, esnafı ile birlikte oluşan bu pazara, herkesin üşüşmesi sonucu koca bir rant pazarı oluşuyor ve bu yağmayı birlikte getiriyor. Ondan sonra ne şehrin yeşilini, ne geleceğini, ne de planını kimse düşünmüyor. Siyasiler de gelecek seçim kaygısı ile bu yağmaya göz yumuyorlar. Demek ki yanlışı, yani kent arazilerinin yağmalanmasını karşılıklı olarak birlikte oluşturuyoruz. Bu yanlışı kenti yönetenler ve yönetilenler olarak birlikte oluşturmuşsak buradan da birlikte çıkmak zorundayız.
Şimdi bu yanlıştan dönmek ve geleceğimize yön vermek için bir fırsat doğmuş. Kentimizin Anayasası olan ‘Çevre Düzeni Planı’ önümüze gelmiş. Ne kaybedecek zamanımız, ne de lüksümüz var. Bu ‘planın’ yapılmasına hemşeriler olarak bizler bu kez doğru teşhis koyamaz, yönlendiremez ve sahip çıkamazsak, bundan sonra kimseye söyleyecek sözümüz kalmaz. Şehrimizin ‘yıkılacak duvarlarının!’ altında birlikte kalacağımızı bir kez dahi aklımızdan çıkarmamamız gerekir diye düşünüyorum. O zaman kısaca dünden bugüne şehrimizin ‘plan’ anlayışına ve plansızlığına nereden, nasıl geldik ona bir göz atalım.
Önce bir kavram olarak ‘plan’ nedir? ‘PLAN:’ Öz olarak ; ‘Neyi, ne zaman, niçin ve nasıl yapacağımızı bize gösteren bir taslaktır. Onun içini dolduracağımız projelerle hayat bulur ve yaşama geçer.’
1- Şehrimiz Cumhuriyetin ilk yıllarında; Yeni (Teze) Cami çevresinde ‘Çarşıdan’ oluşan bir mekânda nüfus yoğunluğunu toplamıştı. Şehrin bütün canlılığı ve kalbini bu 300 metre çaplı, bir hektarı bulmayan mekân oluşturuyordu. Halen bugün dahi evden çıkarken ev halkından biri çarşıya gidiyorum derken, bu mekân akla gelmektedir. O günden bugüne ikinci bir ‘çarşı!’ mekânı oluşturamadık. Neden?
2- 1927 yılı İlimiz Toplam Nüfusu (305.738) olup, Şehir merkezimizin Nüfusu (20.399’dır.) Toplam nüfus içindeki şehrimizin oran ise (% 6.67’dir.)Kaynak: DİE
3- İlk Belediye Başkanımız Hasan Derinkök (1924-1928) arası görev yapıyor. Plan denen kavramı kimse bilmiyor. Şehir bir canlı organizma olarak kendiliğinden gelişiyor, serpiliyor.
4- 1930’lı yılların ortalarına doğru Sıtmapınarı’ndan Çarşı Merkezine doğru İnönü Caddesi açılıyor.1931 yılında Demiryolu Şehrimize ulaşıyor.1939 yıllarında Sümer Bez ve Tekel Tütün Fabrikaları kuruluyor. Demiryolunun bir hattı İstasyondan başlayarak bugünkü Çevre Yolundan Çarşı Merkezine doğru uzanırken, bir hat Sümer Bez Fabrikasına giriş yapıyor. Çarşı Merkezine uzanan demiryolu hattı bugünkü Defterdarlığın önünde ‘Küçük İstasyon’ adıyla son durağını oluşturuyor. Buradan İstasyona ve çarşıya yolcuları bir yandan taşırken, bir yandan da, demiryolunda çalışan personeline hizmet veriyor. Yapılan yapıların ve yolların hiçbirinin o tarihlerde şehrin planı olmadığı için plana işlendiği görülmemiştir.
5- 1940’lı yılların başı; Fransız şehircisi Henri Prost’un, Şehrimizi 40.000 bin şehir nüfusuna göre bir ‘Bahçe şehir’ olarak düşündüğü ve ona göre bir plan yaptığı Yurt Ansiklopedisinin 5468’inci sayfasında yazıyor. Ancak bugüne kadar böyle bir planın varlığı Belediye kayıtlarında bulunamamıştır.
6- 1940’lı yılların sonuna gelindiğinde şehrin nüfusunun hızlı bir artış gösterdiği söylenemez.1950 yıllarının başında İl Toplam Nüfusu (481.386) olup, Şehir Merkezimizin Nüfusu (49.077’dir.) Toplam Nüfus İçindeki Şehrimizin oranı (%10.19’dır.) Kaynak: DİE
7- 1940’ların sonuna yaklaştıkça, ‘Marşal’ yardımları ülkemize girmeye başlıyor. Türkiye genelinde traktör sayısı 1700’e ulaşıyor. Yavaş da olsa tarımdan kopuş, yani köyden şehre akış başlıyor. Ne şehrin yöneticileri ne de şehir ahalisi bu yakın tehlikeyi görüp plana sarılmıyorlar. Şehir gelişen nüfusuyla birlikte kendiliğinden gelişimini ve büyümesini sürdürüyor, ilerliyor.
8- 1954 yılına geldiğinde bir plan yapılıyor. Bu planın kapsadığı alan ancak 1200 hektar’dır. Sevgili hemşerilerim sizlere bir fikir vermesi açısından 2011 yılı sonu itibarıyla, Belediyemizin şu andaki Mücavir Alanı dahil, 20.000 bin hektar büyüklüğündeki bir alanı kapsamaktadır. Şimdi Şehrimizin mücavir alanını 20 kez küçültün,1954 yılında elimizde bulunan planın kapsadığı alanı düşünün. ‘Kuzeyde; Yeşiltepe, Melekbaba. Doğuda; Uçbağlar. Güneyde; Karakavak Bölgeleri ile Çarmuzu, Kaynarca, Kiltepe, Kernek, Samanarkı, Çilesiz’ Mahalleleri bu planda yoktur. Yeni Cami’nin nerdeyse bir kilometre dışı plana dahil edilmemiştir. Oysa bu yerlere çoktan köyden gelenlerce yerleşim ve gecekondulaşma başlamıştır.

9- 1954 yılında traktör sayımız Türkiye genelinde 38.000 bine ulaşmıştır.1923-1949 yılları arasında Türkiye genelinde 4 bin 370 Km. yol yapılmıştır.1950-1960 arasında ise 20 bin Km. Yol yapılmıştır. Bunlar tarımın pazara açılması ve köylünün şehre inmesi demektir. Geçerken birkaç rakam daha vereyim.2011 yılı sonu itibariyle Türkiye genelinde tarımda 1 milyon 200 bin traktörümüz, teknolojinin gelişmesi sonucu bir o kadar da araç ve gereç tarımda kullanılmaktadır. Amerika’da nüfusun % ‘1,5’u tarımla’ uğraşmakta olup; Ülkelerindeki nüfusun % 98’inin tarım girdilerini, dünya piyasasının neredeyse %50’sini karşılamaktadır. Bizde hale tarımla uğraşan nüfus ‘%40’ları’ bulmakta, birçok tarım ürünü halen dışarıdan ithal edilmektedir.
10- Gelişen teknolojinin ürettiği araç ve gereçlerin, tarımda uygulamaya geçmesi, yolların yapılması sonucu, tarımda üretilen her ürünün hızlı bir şekilde pazara ulaşmasını sağlamıştır. Bu da köyden kopup şehre gelişleri hızlandırmıştır. Daha önceleri köydeki tarlasına bir saate ulaşan hemşerilerimiz, şimdi en uzak köydeki tarlasına şehirden bir saate ulaşmaktadır. Hem çocuklarını okutmak, hem yaşam tarzlarının rahatlığı, hem de aile fertlerinin başka işlerde çalışma imkânı bulması bakımından şehirde oturmak, köyde oturmaktan giderek daha cazip hale gelmektedir. Bu nedenle ve daha birçok (köy boşaltmalar ve Kürt sorunu nedeniyle) köylerimizden, civar illerden, diğer bölgelerden şehrimize göçen insanlarımıza; ‘İş, aş, barınma, sağlık, eğitim, yol, ulaşım, şehir yaşamına uyum, hemşeri olma ve hemşeriliklerini birlikte geliştirme konusunda olduğu gibi, kültürel etkinliklerinin plan ve projelerini birlikte üretmek zorundayız.’
11- 1954 yılında yapılan plan; geleceğe ilişkin hiçbir öngörüsü ve uygulanabilirliği olmadığından ölü doğmuştur.1980’li yıllara gelindiğinde, çarşı çevresindeki tüm mahalleleri gecekondular sarmalamıştır. Plan, proje desen hak getire. Ne 1.Derece deprem riski, ne yol, ne kanalizasyon, ne ulaşım gözetilmeden, Siyaset bu yapılaşmalara geçit verirken, geçmişte nüfuzlarını kullanarak şehrin çeşitli bölgelerindeki kamuya ait ‘bizim’ olan ‘arazileri’ ele geçirenler, usulsüz yaptıklar satış senetleri ile şehre gelen insanlara döne döne parselledikleri yerleri pazarlayarak, şehrimizin gecekondulaşmasına ve kirlenmesine katkı sağlamışlardır.
12- Şimdi Yurt Ansiklopedisinin 5468 sayfasındaki şu paragrafı birlikte okuyalım.1979’ da İller Bankası, Malatya Çevre Düzeni ve imar Planı Araştırmaları’nı hazırlamış ve bakanlıkça 1/25000’binlik Çevre Düzeni Planı yapılmıştır.1983’de onaylanan Çevre Düzeni Planı, Malatya Kenti’nin yanı sıra, Konak, Yeşiltepe, Yeşilyurt, Gündüz bey, Yakınca, Orduzu, Hanımın Çiftliği, Eski Malatya, Dilek ve Yenikent yerleşimleri ile kimi kırsal yerleşmeleri de kapsayan, bütünlükçü bir planlama amaçlıyordu.2000 bin yılında, planın kapsadığı alanda, nüfusun 540 bine ulaşacağı öngörülüyordu. Sevgili hemşerilerim bu plan kentimiz için birçok önemli hedefler öngörmekteydi. Bunların hepsini buraya aktaramayacağım. Dileyen okurlarım Yurt Ansiklopedisinin ilgili sayfasından bulabilirler. Yalnız bir bölümünü de buraya aktarmadan geçemeyeceğim. Bu Planın başka bir genel hedefi Şehrimiz ile çevre Belediyelerin ‘Orduzu, Eskimalatya, Hasırcılar, Hatunsuyu, Hanımınçiftliği, Dilek, Şahnahan, Topsöğüt, Yakınca, Bostanbaşı, Konak’ fiziksel ve işlevsel bütünlüğünün sağlıklı bir niteliğe kavuşturulmasıdır. Çevre belediyelerdeki gelişmelerin, Malatya kentini doğrudan etkilediği ve şehrimiz ile çevre Belediye yerleşimlerinin bütünleşme eğilimlerinin arttığı göz önüne alınarak, bütüncül bir planlama öngörülmüştür. Ortak kullanış alanları yaratarak, kapalı çevrelerin oluşumunun önlenmesi, merkez ile konut alanları arasındaki ulaşılabilirlik düzeyinin artırılması da planın başlıca hedeflerindendir.
 
13- Önce gelin birlikte bu plana ne oldu? Ona bir bakalım. Yıl 1984 Belediye Seçimleri yapıldı. Sayın Seyhan Semercioğlu, Meclis Üyelerinin çoğunluğunu da alarak Belediye Başkanı oldu ve1989 yılına kadar Belediye Başkanlığımızı yaptı. Yıl l989-1999 arası Belediye Seçimleri yapıldı. Sayın Münir Erkal, On yıl Meclis Üyelerinin çoğunluğunu da alarak Belediye Başkanı oldu ve on yıl bu kenti tek başına yönetti. Bu 15 yıl boyunca,1983 yılında bitirilen ve Bakanlıkça onaylanan, 1/25000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, ne Belediye Başkanlarının, ne Meclis Üyelerinin, ne İl Genel Meclis Başkanı ve üyelerin, ne Valilerimizin, ne Siyasi Partilerimizin, ne Sivil Toplum Kuruluşlarının, ne Basınımızın, ne de bu şehrin sahipleri değil sakinliğini seçen hemşeriler olarak bizlerin aklına geldi. Ve bir dakika ne oluyoruz ey yöneticilerimiz; kentimizin ‘Anayasası’ olan bu planı nasıl uygulamıyorsunuz?1/5000 ve 1/000 Ölçekli uygulama planlarını neye göre yapıyorsunuz? Şehrimizin bir Mahallesini ya da bir bölgesini kafanıza göre ele alıp şehrimizin bütüncüllüğünü gözetmeden, ugulama planlarını kentin arazi ‘rantını’ yağmalattırmak için mi yapıyorsunuz? Diye yöneticilerimize sorabildik mi? Hayır; Sevgili hemşerilerim hayır. Ne biz sorabildik, ne onlar görevlerini ve hemşerilerine karşı sorumluluklarını yerine getirdiler. Tabi bu arada birileri şehrimizin arazi rantını ve kaymağını lup diye götürdü. Sevgili hemşerilerim de ara sıra kendi aralarında bu birilerinin adını fısıldasa da, ağzımız açık hep beraber seyrettik bu yağmayı. Peki, sonra ne oldu? Plan hikâyemize devam edelim.
14- Bu Çevre Düzenine! Ne oldu derseniz? 27 Mart 2001 tarihinde Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Müsteşarlığını hemşerimiz Sayın Ali Helvacının yürüttüğü dönemde, ‘27 Mart 2001 tarihinde iptal edildi.’ Neden iptal edildiği, yenisinin ne zaman yapılacağı da o tarihte ve daha sonra Belediye Başkanlarımız ve Valilerimiz tarafından bir sır gibi kamuoyundan gizlendi.l983 yılında Bakanlıkça onan ve yetkililerce bir türlü uygulama şansı bulamayan bu ‘Çevre Düzeni Planının’ iptal edildiğini tesadüfen 2000’li yılların ortalarında bir vesile öğrendim. Hemen bir köşe yazısı ile kamuoyuna duyurdum. Yeri göğü inleteceğini umduğum bu yazıya, ne siyasi partilerimizden, ne meslek örgütlerinden, adına sivil kuruluş deyip de bir türlü sivil olamayan toplum kuruluşlarımızdan ve hemşerilerimizden bir ses gelmedi. Ne sesi, duymadılar! ve görmediler! O zamanki Belediye Başkanlığımıza ve Vilayet Makamına 25.02.2008 tarihinde dilekçe ile başvuruda bulundum. Belediye İmar İşleri Müdürlüğüne dilekçem 1310 sayı ile saat 11.00 de havale edildi.26.02.2008 tarih ve 8936 sayılı yazı ile de dilekçem Vilayet Makamından Özel idareye sevk edildi.
15- Bu dilekçemde özetle; Çevre Düzeni Planı Yönetmeliğinin ilke, esas ve kararlarına aykırı ‘Nazım İmar Planı’ ve ‘Uygulama Planı’ yapılamaz diyor dedim. İki yılı aşkın bir süredir, Kentimiz Valiliğini yürüten ve ‘Çevre Düzeni Planının’ yapılmasından sorumlu olan Sayın Vali İbrahim Daşöz’ün yasalar ve yönetmelikler gereğince yapılması zorunlu olan ‘Çevre Düzeni Planını’ bugüne kadar neden yaptırmadığını anlamış değilim diye sordum. Bu anılan plan yapılmadığından ve yapılanın da uygulanmaya konulmaması nedeniyle,’Şehrimizin gelişmesinde ve planlamasında’ bugüne kadar yaşanan olumsuzlukların neler olduğunu veya neler olabileceğini ayrıca adı geçen planının yapılıp yapılmayacağını ‘Bilgi Edinme Yasası’ gereğince, yasal süresi içerisinde bilgilendirilmemi saygılarımla arz ederim diye belirttim. Aynı minvalde Belediye Başkanlığımıza da dilekçemi verdim. Bu dilekçeleri gazetedeki köşemde olduğu gibi yayınladım. Ne mi oldu? Ne Vilayetimizden ne Belediyemizden bir cevap alabildim. Ya siz değerli hemşerilerim. Hiç duymamış oldunuz! Basınımız sözünü dahi etmedi!
16- Valimiz Doç.Dr. Sayın Ulvi Saran göreve geldiği 01.07.2009 tarihinden 15 gün sonra hoş geldin ziyaretinde bulundum. Çevre Düzeni Planı ile ilgili yazdığım köşe yazılarımı, yine köşe yazılarımdan oluşan ve Büyük Bölümü Şehrimizle ilgili ‘Çerçeveye Sığmayanlar’ isimli kitabımı kendilerine sundum.15-20 dakikalık sohbetimiz içerisinde dikkatlerini, Malatya’mızın ‘Çevre Düzeni Planının’ bir an önce yapılmasına çekmeye çalıştım. Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Çakır’a seçim sürecinde yaptığımız TV. Programlarında ve seçildikten sonra yaptığımız toplantılarda ve yazılarımda dikkatlerini bu konuya çekmeye çalıştım. Malatya’da ismini geleceğe taşıyan bir Belediye Başkanı olmak istiyorsa, öncelikle Malatya’ya bütüncül bakan ve kucaklayan bir anlayışın hâkim olacağı kent tasarımından geçtiğini, her defasında, böyle bir planın ne zaman hayata gerçekleştirileceğini sordum ve sorguladım. Yüzeysel olarak yapılacak plan ve projelerin her ne kadar yapıldığı anda ne kadar görkemli olursa olsun, öyle sunulsa dahi, zaman içerisinde işlevini ve fonksiyonunu yitireceğini, böylesi çalışmaların ancak günü kurtarmaya yettiğini anlatmaya çalıştım. Bu konuda başarılı çalışmalar yaptığını da yazdım ve söyledim. Bir kez daha geçmişten bir örnek vererek Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Çakır’a seslenmek istiyorum. Geçmişte adını çok yükseklere çıkaran, her yerde adından ‘Yüksek Mimar!’ olarak telaffuz edilmesinden büyük bir haz duyan bir belediye başkanımız vardı. Her şeyi kendisinin bildiğini iddia eden ve kendisinin yaptıklarını şaheserler olarak sunan ve sunmasını gayet iyi bilen bir zat vardı. ‘15 yılda 15 şaheser! Projeler!’ sunmuştu hemşerilerine. Bu projelerin adlarını her fırsatta sıralamaktan ve sıralanmasından büyük bir keyif alırdı. Giderken Malatya’nın bütün alt yapısını bitirdiğini söylemişti. Kendisinden sonra gelen Belediye Başkanlarımız şehrimizin altını kazdıkça, hemşerilerimizin hepsinin bildiği, zaman zaman kullandığı bir deyimle;‘bunu da belime kim sardı’ dediler. Hemşerilerine seslenerek bir metre bile dıranaj kanalı yapılmamış,40-50 yıllık delik deşik boruları da yetkililer tv. Kanallarında göstererek, içme suyumuzun % 60’ını daha yerin altındayken kaybediyoruz demediler mi? Çevre kirliliğinin ilimizde dibe vurduğu dönemlerde TBMM’İ ‘Çevre Komisyon’ Başkanlığı da yapan zat, epeyi bir zamandır neredeler acaba? Malatya’ya bu kadar ‘büyük!’ hizmetler sunduğunu söyleyerek zamanında gerip gerip gerinen ve hemşerilerimizin o dönemde alkışladığı bu zatı muhterem, hemşerilerinin yüzüne neden çıkmıyor, ya da çıkamıyor dersiniz? Neden o yüksek birikimlerini! Hemşerilerine sunmaktan imtina ediyor dersiniz?
17- Şimdi kamuoyu huzurunda bir kez daha soruyorum. Şehrimizi bu günlere kim getirdi? Kimler taşıdı?
18- Sümer Bez, Şeker, Tekel Fabrikasının özelleşmesinden yakınanlalar. Çevre Yolları yapılmadı, Alt geçitler uygun olmadı, Şehrimizin trafiği kilitlendi deyip de, şimdi ‘suçlu’ aramaya kimin hakkı var? Kimin? Lütfen açıklarımsınız? Dün nerelerdeydiniz? Gelin eteğimizdeki bütün taşları dökelim. Bırakın çok eskileri, son 20 yıl içerisinde kimin ne yazıp söylediği medya arşivlerinde kayıt altında duruyor. ‘Halep ordaysa arşın burada.’ Öyleyse; Gelin, hep beraber çuvaldızı birlikte kendimize batıralım. Suç ortaklığımızı kabullenelim. Gündemdeki kavramla. Gelin hep beraber geçmişten getirdiklerimizle, hep birlikte ‘yüzleşelim.’
19- Geçen haftaki yazımın son paragrafını buraya bir kez daha olduğu gibi aktarıyorum. ‘Sevgili hemşerilerim; yıllardır bütün çabam, bütün bağırmalarım, haykırışlarım; Malatya’mızın yukarıda maddeler halinde çerçevesi belirtilen ortaklaşa oluşturduğumuz bir ‘PLANLA’ yoluna yürümesi. Elimize böyle bir fırsat geçmiş. Seçilmiş Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Çakır, İl Genel Meclis Başkanımız Sayın Naci Şavata, atanmış Kentimizin en üst düzey yöneticisi Vali Sayın Ulvi Saran ve bu işe emek harcayanlar, ilk kez birlikte iyi niyetle yola koyulmuşlar. Bu yolun taşlarını döşemek de bize kalmış. Sonradan Malatya elden gidiyor diye yalandan yollara düşmeyelim. Yol hazır; Döşeyelim.’ (Dileyen hemşerilerimiz internet ortamında bu köşe yazımı bulup okuyabilirler.)

20- Son olarak yapacağımızın işin büyüklüğünü anlamak için Malatya Belediyemizin yıllar içerisinde ‘Mücavir Alan’ büyüklüğünü ifade eden şu rakamlara birlikte bir göz atalım.
‘a)-1920 yılların ortaları: Belediyemizin mücavir alanı; 1 Hektarı bulmuyor.
b)-1953-1954 planında: Belediyemizin mücavir alanı; 1200 Hektar.
c)-1984-1986 arası: Belediyemizin mücavir alanı; 6500 Hektar.
d)-1990-2000 arası: Belediyemizin mücavir alanı; 8200 Hektar.
f)-2006-2009 arası: Belediyemizin mücavir alanı; 14000 Hektar.
g)-Şu anda, yani 2011 yılı sonu itibarıyla mücavir alan dahil: 20 bin Hektar.’
h- Yetkililerin Bitme aşamasına geldiğini söylediği, yeni Çevre Düzeni Planın kapsadığı alanın, yaklaşık 140 bin hektar olacağı telaffuz edilmektedir.
Yazacaklarımı bitirirken Belediye Başkanımız Sayın Ahmet Çakır’a bir kez daha olanca gücümle seslenmek istiyorum. Son aşamaya geldiği söylenen yeni, ‘Çevre Düzeni Planının! 140 bin hektara yaklaşılacağı söylendiğine göre, bugünkü ‘mücavir alanımızın’ 7 katındaki bir büyüklüğe Malatya’mızı taşıyacağımız demektir. Bu demektir ki; bizler gelecekte çocuklarımızın onların çocuklarının torunlarımızın içinde yer alacağı 140 bin hektarlık, alanın planlamasını tasarlayıp, bu gün değilse de gelecekte projelerini gerçekleştireceğimiz alanların tespitine karar vereceğiz. Bir iki noktanın altını çizerek ne demek istediğimi anlatayım. Biliyoruz ki 30-40 yıl sonra bu mezarlığımız bize yetmeyecek. Yeni bir sivil hava alnına da ihtiyaç duyulacaktır. Hafif raylı ya da bir metroya ihtiyacımız kaçınılmaz olacaktır.30-40 yıl sonra çocuklarımızın, ya da torunlarımızın (ölümü her insan tadacağına göre) ‘mezarlık alanını’,‘sivil hava alanlarımızı’, ‘raylı sistemimizi’ daha bunun gibi yüzlerce örnek verilebileceğimiz yerlerin tespitini yapmak durumunda kalacağız. Bizler bugün oturup bu yerlerin tespitine, birlikte karar vermeliyiz diye düşünüyorum. Planda yerlerini ayırdığımız, tespit ettiğimiz bu ve bunun gibi yüzlerce tasarımlarımızın projelerini hemen yapıp gerçekleştirmeyeceğimizi de biliyorum. Bunun anlamı da yok. Bilgi ve teknoloji her gün kendini yenilemekte olup, yeri ve zamanı geldiğinde, elbette o zaman ki bilgi ve teknolojileri ile hemşerilerimizin birlikte üretecekleri projeler yerlerini alacaktır. Yeter ki bizler geçmişte yaptığımız hatalara düşmeyelim. Neyi nereye yapacağımızı tespit edip, yerlerini şimdiden birlikte ayıralım. Geçmişte bunu yapmadığımız için: Şeker Fabrikası arazisinin içine ‘hastane’ yapılır, yapılamaz tartışmalarını ne çabuk unuttuk. Birlikte şehrimiz üzerine sinerji yaratacağımıza, birbirimizin enerjisini tüketerek, şehrimize yapılacak olumlu girişimleri kösteklemeye çalışmadık mı? Bu nedenle diyorum ki Ahmet Çakır Başkan; Bu günlerde büyük bir sorumluluk ve vebal sizi bekliyor. Bu sizin geleceğinizi de belirleyen bir çalışma olacaktır. Ya sıradan bir Belediye Başkanı olup, rutin işler yapan Belediye Başkanları gibi, göreviniz sonunda unutulup gideceksiniz. Ya da Büyük Şehre giderken, şehrimizin 30-40 yıl sonrasını tasarlayan ve planlayan bir ‘Büyük Başkan’ olarak her zaman anılacaksınız. Tercih sizin. Benim gönlüm Büyük Başkan olarak anılmanızdan yana. Sizin başarılı olmanız, şehrime başarılı hizmetlerin sunulmasına yol açacaktır ki, ben de böyle güzel hizmetler gelen şehrimde, mutlu ve huzurlu bir hayat süreceğimi umut edeyim. Bu nedenlerle; Geçtiğimiz günlerde Belediyemiz Fırat Toplantı Salonunda tartıştığınız, Şehrimizin1/25000’lik Çevre Düzeni Planını, kamuoyunun ve hemşerilerinizin tartışmasına bir an önce açmalısınız. Şehrimizin bazı bölge ve mahallerinde uygulanmakta olan nazım ve tatbikat planlarıyla, çevremizi kuşatan Belde Belediyelerin v e 10 Km. Yakınımızdaki İlçe Belediyelerin, plansız olarak şehrimize olumsuz olarak yaslanmalarına, plansız olarak büyümelerine ve kentimize yansıyan olumsuzluklularına bir an önce son verebilmemiz için , ‘Çevre Düzeni Plan’ disiplinine acilen ihtiyacımız olduğunu bir kez daha döne döne hatırlatmak ihtiyacını duyuyorum.
Tüm hemşerilerimin de bu çağrıma kulak vermelerini ve bu konuda seslerini yükseltmelerini diliyor ve bekliyorum. |