KALBİN SÖNMEYEN IŞIĞI
“Hayatta kimseye güvenmeyeceksin demek saçmalıktır inan. Ama kime ‘iki defa güveneceğini’ hesaplamalı insan.”
Victor Hugo
Bu söylem, sanırım karanlık bir tali yolda yürürken, fener ışığının çevreni aydınlatan yansıtması olarak görülebilir.
İnsanın hayatında doğru davranış biçimi; güvensizliği ön plana çıkarmak değil, kime tam manasıyla güveneceğini belirleyebilmektir. Bu şekilde insanın akıllıca davranmasının bir göstergesi belki de güven duygusunun kullanılması.
Kalbin sönmeyen ışığı olarak gördüğüm güven ve güvenmek kelimelerinin sözlük anlamlarına bakılırsa, teorik olarak herkesin bildiği kuralcı bir yaklaşım söz konusu. Ama önemli olan pratikte güven ve güvenmek kavramına anlam kazandırmaktır bence.
Sözlük anlamları hepimizin bildiği gibi; korku ve kuşku duygusundan uzak, inanma ve bağlanma duygusu, yüreklilik, cesaret gibi... Ama pratikte anlamları kişiye ve bakış açılarına göre farklılık göstermektedir ve kesinlikle bir kalıba sokulamaz. Böylece herkesin tecrübeleri, yaşadıkları ile farklı boyutlarda anlam kazanıyor.
Birilerine göre “bir kişiye inanmak ve şüphe etmemektir.” Başka birine göre ise “bir insanın tanınması, düşüncelerin ve yargıların derlenip toplanmasıdır. Bir insana yanlış yapmamaktır.” Daha başka biri içinse; “bir güç, beraberinde hayatın içersinde başarılı olmak için insanın kendisiyle bir bütün olması ve var olduğuna inanmasıdır.” Diğer bir kişi “aynanın bizim tarafımızdaki kısmı ve bir iyi niyet göstergesidir” ifadesini kullanıyor. “Sudan geçerken basılan sallanmayan taştır” diyenler olduğu gibi, “sevgiyle hep beraber giden ve dostluğun boynuna geçirilen bir çelenktir”, “herkes sırtını döndüğünde sana, onun sırtını dönmeyeceğini bilebilmektir” şeklinde daha ne anlamlar...
Diyorum ya kişilere göre yaşanmışlıklara göre çok farklı boyutlarda anlamları vardır. Ama farklı kişilerin, farklı içeriklerinde yansıtıldığı gibi tüm manaların bileşkesinde güçlü kılma olgusu yatmaktadır. Ne de olsa güvenmek güçlü kılar insanı. Bu durumda da mutlu olur ve güvenle bakar yaşama. Çünkü dayanacağı ve güveneceği bir dal vardır. Sakınır ve titizlenir, korkar o dalın kırılmasından. Çünkü bilir, eğer o dal kırılırsa daha yerine getirilemez. Peki, çok mu zor günümüz de bu dala sahip olmak? Arkadaş olarak, eş olarak, dost olarak güveneceğin bir dalı bulmak çok mu zor?
|
Her zaman insanı rahatlatan bir duygu ve beklentidir aslında. Güvendiği dağlara kar yağdığında, karlı yollardan ılıman bir limana gitmek zorunda hisseder kendini. Oysa kar doğallığı, huzuru ve saflığı beraberinde getirir. Bu düşünceyle yıkılır, duyguları alt üst olur. Doyasıya güvenmek ister çünkü insanın doğasında vardır. Aklına bir soru takılır, kendine sorup durur; güveneceği insanları nasıl tespit edecektir?
Karşılaştığımız güvensiz ya da güvenemediğimiz insanlar, belki de kendilerine güvenleri olmayanlardır. O zaman karşısındakine nasıl güven verebilir ki.
İnsanlar birbirine güvenmek ister. Güveninin kaybedilmesinde en büyük rol yalan ve samimiyetsizliktir. Açık sözlü olmaktan, ihtiyaç duyduğunda yanında bulunmaktan başka ne istenebilir güven duygusunun yoğunlaşması için. Eğer insan verdiği sözlerin arkasında durmuyorsa işte orada güvensizlik başlar. Unutulmamalıdır ki güven insanın içinden gelir.
İdeal olan da herkesin birbirine güvenmesidir. Hayatın her alanında güvenmenin rolü vardır. Yazar kalemine, mühendis hesabına, şoför frenine, piyanist parmaklarına, gazeteci haberine her zaman güvenmek zorundadır. Hele de var oluş gayesinin bilincinde bir yol sergiliyorsa.
Sonuç olarak ne güzel duygudur ki; kalbin sönmeyen ışığı olan, yaşamdan aldığın hazzı artıran, huzuru buram buram tattıran bir tat olarak güven duygusuyla yoğrulmak… Hem de sonsuz güvenmek…
Selam ve dua ile
|
|
|
|
|
|